Behçet Hastalığı Nedir

Behçet hastalığı nedir sorusunun cevabını şu şekilde açıklamakta fayda vardır. İlk kez 1937 yılında Dr. Hulusi Behçet tarafından tanımlanan bir hastalık olarak kabul görmüştür. Dünyadaki görülme sıklığı en çok Türkiye olan, romatolojik kökenli kronik bir hastalıktır. Ülkemizde ne yazık ki yaklaşık her 300 kişiden birinde görülebilmektedir. Kronik bir hastalık olmakla beraber merak edilen diğer bir konusa ise bulaşıcılığı yönündedir. Behçet hastalığı bulaşıcı bir hastalık olmadığı için aile içinde korkulacak bir durum yaratmamaktadır.
Behçet hastalığı nedir sorusunda ki cevaplardan biride düşük bir bağışıklık sistemin oluşturduğu durum olarak göze çarpar. Hastalığı neyin başlattığı yönünde ortak bir fikir henüz yoktur. Behçet hastalığı vücudun bir veya birden fazla sistemini etkileyebilir, tutulum gerçekleştirerek iltihaplı yaralar açabilir. Bu hastalığın klasik dört belirtisi bulunmaktadır. Bunlar genital bölgede oluşan ülserli cilt, iridosiklit(irisi iltahabi bir hastalığı) ve üveitis(görme ile ilgili göz kısımlarının iltihabı), ağızda sık tekrarlayan aft ve artrittir. Bunların dışında kalp ve beyin gibi nadir de olsa tutulum gösterdiği organlarda vardır. Hastalığın nedeni tam olarak bilinememektedir. Ortası beyaz etrafı kırmızı bir ülserli yapı akıllara behçet hastalığını getirebilir. Cinsel bölgede tutulum yapmış bir behçet hastalığı genellikle daha ağrılı seyreder. Akla gelenlerin bir hastalık tanısını doğrulayabilmesi için bazı şartları sağlaması gerekmektir. Paterji testide bunlardan biridir. Cildin hemen altına steril suyun az miktarda enjekte edilmesiyle yada cildin steril bir iğne ile delindikten 28-48 saat sonra cilt üzerinde küçük kırmızı kabarcıkların  var olması ile test edilir. Testin negatif çıkması kişide hastalığın olmadığını göstermez. Paterji testinin pozitifliği sadece hastalığı destekler niteliktedir. Behçet hastalığı nedir denildiğinde akıllarda tedavi yöntemleri de soru işareti olarak kalır.

Tedavi yönünden çok başarılara ulaşılabilmiş bir hastalık türü olmamakla beraber, önceleri sadece ağrılar gideriliyor iken, artık hastalığın ilerlemesi de önlebilmekte olduğundan bu yüz güldürücü durum ile tedavideki beklentilerin arttığı söylenebilir. Amaç hastalığın neden olabileceği kalıcı hasarların önceden tespit edilip, önüne geçilebilmesi yönündedir.

Sosyal Medyada Paylaşın:

Düşüncelerinizi bizimle paylaşırmısınız ?

BİRDE BUNLARA BAKIN

UZMANLAR
  • YORUM